1.3 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin Yakın Tarihi.

 

O devirde Akdenizde bir güç olan Venediklilerin işgalinde bulunan Kıbrıs adası 1571 yılında Osmanlılar tarafından 70,000 şehit verilerek fethedildi ve 1878 yılında İngilizlere kiralanana kadar Osmanlı idaresinde kaldı. Osmanlı İmparatorluğunun Birinci Cihan Harbinde itilaf devletleri karşısında yer alması üzerine İngilizler 1914 yılında Kıbrıs’ı tek taraflı olarak İngiliz İmparatorluğu topraklarına ilhak ettiklerini ilan ettiler ve 1925 yılında Lozan Anlaşması ile bu eylemlerini meşrulaştırdılar.

 

1960 yılına kadar bir İngiliz kolonisi olarak idare edilen Kıbrıs, 1955 yılında Yunanistan’ın örtülü desteği ile Kıbrıs asıllı Yunan emekli Generali Georghios Grivas liderliğinde başlattığı ve Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını amaçlayan ve önceleri İngilizleri hedef alan EOKA tethiş hareketinin 1958 yılında Kıbrıslı Türklere karşı da cephe alması üzerine başlayan etnik çatışmalar 1959’da Türkiye ile Yunanistan arasında bir uzlaşmaya varılması ile sonuçlandı ve İngiltere, Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum halkları temsilcilerinin taraf olarak imzaladıkları Kuruluş Antlaşması ile bağımsız bir Cunhuriyet oldu. Bu antlaşma ile eşzamanlı olarak taraflarca imzalanan Garanti Anlaşması ile İngiltere, Türkiye ve Yunanistan kurulan Cumhuriyetin bağımsızlığının ve Anayasal düzeninin garantörü oldu.

 

Kıbrıs şimdi bölünmüş bir ülke olup, kuzeyinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve güneyinde “Kıbrıs Cumhuriyeti” bulunmaktadır. Bu bölünmenin nasıl meydana geldiği aşağıda açıklanmaktadır.

 

Kıbrıs Rum tarafının 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının Kıbrıs Türklerinin haklarını korumaya yönelik hükümlerinin hayata geçmesinde ve uygulanmasında gösterdiği isteksizlik ve Cumhuriyetin Rum Cumhurbaşkanının Kıbrıslı Türklerin adanın büyük kentlerinde ayrı belediyeler kurma hakkına ilişkin olarak Yüksek Anayasa Mahkemesinin 1963’te vermiş olduğu  kararı uygulamayı reddetmesi ve Anayasa Mahkemesi Başkanının Rum tehditleri karşısında istifa ederek adayı terketmesi bir anayasal krize sebeb olurken, bunun hemen akabinde Rum Cumhurbaşkanının Kıbrıs Türk halkının haklarını koruyan Anayasa maddelerinin kaldırılmasını öneren bir paket hazırlaması anayasal krizi had safhaya ulaştırdı.

 

20 Aralık, 1963’te iki sivil Kıbrıslı Türkün Rum Polisler tarafından vurularak öldürülmesi Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türklerin bir silahlı çatışmaya girmesini tetikledi. Adada barış ve düzeni iade edici önlemlerin alınmaması üzerine, Rumlar tarafından katledilme tehlikesi karşısında kalan Kıbrıslı Türk milletvekilleri, bakanları ve kamu görevlilerinin Rum bölgelerinde kalan işyerlerindeki görevlerine gidememesi Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetini gaspetmelerinin yolunu açtı. Rum asker ve polislerinden oluşan sözde “Hükümet” güçleri desteğinde Kıbrıslı Rum milislerin ve daha sonra EOKA tethiş hareketinin eski liderinin öncülüğünde adaya gelen kuvvetli bir Yunan askeri birliğinin silahlı saldırıları onbinlerce Kıbrıslı Türkün yerini yurdunu terkederek küçük gettolarda sığınmalarına sebeb oldu. Mart 1964’te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı ile adadaki ateş kes tertibatını gözetlemek üzere bir BM Barış Gücü (UNFICYP) gönderildi.

 

Bu durum 1974 Temmuzuna kadar devam etti. O Temmuz ayında Rum “Milli Muhafız Ordusu”, başındaki Yunan subaylarının ve Yunanistan’da iktidarda bulunan Juntanın desteği ile Kıbrıs’ı derhal bütünüyle Yunanistan’a ilhak etmek gayesi ile sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti” hükümetini devirmek için askeri bir darbe yaptı. Ayni gayeye uluslararası konjektürün uygun bir zamanını yakalayarak ulaşmanın yollarını bekleyen ve bu nedenle Juntanın ve Kıbrıs’taki Yunan Subaylarının sabrını tüketen “Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı” canını kurtarmak için yurt dışına kaçtı ve bir Rum darbe “hükümeti” idareyi devraldı. 1960 Garanti Anlaşması tahtinde Kıbrıs’ta anayasal düzenin garantörü olan ve darbeyi izleyen olayları endişe ile karşılayan Türkiye, Kıbrıs’ın oldu bittiye getirilerek Yunanistan’a ilhakını ve Kıbrıslı Türklerin katliamını önlemek ve sonuçta Kıbrıs’ta barış ve huzurun sağlanmasına yardımcı olmak amacıyla adanın kuzeyine asker çıkardı.

 

Kıbrıs’ın kuzey bölümünün Rum sakinleri, geçmişte Kıbrıslı Türk komşularına reva gördükleri davranışlarından dolayı kötü muameleye tabi tutulacakları vehim ve korkusu ile, ilerleyen Türk ordusu karşısında evlerini terkederek güneyde kendilerince daha salim gördükleri yerlere gittiler. Daha önce Kıbrıs’ın dört bir yanında açık hapishane niteliğindeki gettolarda yaşayan Kıbrıslı Türkler ise kuzeye göç edip Türk Ordusunun güven getirdiği bölgeye yerleştiler ve Kıbrıs Türk Federe Devleti adı altında bölgeyi yönetmeye başladılar.

 

 Türk Barış harekatını izleyen yıllar boyunca Rum tarafı ile yapılan ve Kıbrıs sorununa karşılıklı kabul edilebilecek barışçıl vir çözüm bulmayı amaçlayan görüşmelerin bir sonuç vermemesi üzerine Kıbrıslı Türkler mevcut Kıbrıs Türk Federe Devlet yapısını ve Anayasasını değiştirerek yeni bir Anayasa ile 15 Kasım, 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini ilan ettiler.

 

Daha sonraki görüşmeler sonunda Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan ve “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti” adı altında iki kurucu eyaletin (Kıbrıs Rum Eyaleti ve Kıbrıs Türk Eyaleti) birleşmesi ile federe bir yapıya sahip müşterek bir Devletin oluşturularak Kıbrıs sorununa bütünlüklü bir çözüm getirilmesini amaçlayan “Annan Planı”nın görüşülmesi sırasında ve “Kıbrıs Cumhuriyetinin” Avrupa Birliğine kabul edilmesini öngören müzakerelerde Annan planına karşı gösterişte olumlu bir tutum izleyen ve Türk tarafını uzlaşmazlıkla suçlayan ve Avrupa Birliğini, Birleşmiş Milletleri ve uluslararası toplumu Kıbrıs’ın birleşmesini desteklediklerine inandırarak uyutan Kıbrıslı Rum siyasi liderleri “Kıbrıs Cumhuriyetinin” Avrupa Birliğine girmesini sağladılar.

 

“Kıbrıs Cumhuriyeti”nin Avrupa Birliğine girmesinden sonra, Nisan 2004’te “Annan Planı” Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların ayrı ayrı referandumuna sunuldu. Kıbrıslı Türklerin % 65’i planı kabul etme yönünde oy verdiler. Ancak Kıbrıslı Rum siyasi liderleri bu defa “Annan Planı”na karşı daha önceki gösterişte olumlu tutumlarının tam tersine Rumları plana olumsuz oy vermelerini teşvik ettiler ve Rumlar %76 gibi bir çoğunlukla planı reddettiler. Rumlar, gütmüş oldukları bu yanıltıcı diplomasi sonucu “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı altında tüm Kıbrıs topraklarının Avrupa Birliğine girmesi ile, Kıbrıs’ın birleşmesinin süresiz ve kendi çıkarlarının gerçekleşebileceği bir zamana kadar askıda kalmasında şimdi herhangi bir sakınca görmemektedirler.

 

Sonuç olarak Kıbrıs güneyde Birleşmiş Milletlere ve Avrupa Birliğine üye “Kıbrıs Cumhuriyeti” ve kuzeyde sadece Türkiye tarafından tanınan “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” adı altında ikiye bölünmüşlüğe devam etmektedir. “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin Avrupa Birliğine kabul edilmesine karşın Avrupa Birliği muktesebatının (acquis) Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde uygulanması askıya alınmış olup kuzeyde etkisi ve geçerliliği yoktur.